Bugun...
ORMANCI VE ATEŞ...


Mesut Erol
 
 

   Kışların sert ve dondurucu, yazların kurak ve yakıcı olduğu; fakat insanlarının sıcak mı sıcak, kalplerinin temiz mi temiz olduğu bir dağ köyü varmış.
 

     Hani bizim her kaba insanı indirdiğimiz “Dağdan mı geldin sen?" dağı var ya, işte bu köyü görse düzlüğe dönüşür yayla misali yeşile bulanırmış.
 

     Hani hepsi iyi ya içlerinde daha da iyi, “meleklerin dünyadaki figüranı” bir Çınar dedeyle, bir de Selvi nine varmış. Yaşlarının hakkını vermiş, ömürlerine birçok sevap, iyilik, bereket sığdırmışlar.
 

     Her insan gibi verilen can mutlaka bir gün geri alınıyordu işte. Öylede olmuş. Geride öksüz, boynu bükük Çınar dede kalmış, evinde bir başına...
 

     Başta çok olsa da, alışıyordu zamanla yalnızlığa insan ve azalıyordu evin içinde yankılanan sevdiğinin sesleri.. Dede de artık eskisi kadar net duyamasa da bu sesleri hala çok özlüyormuş sevdiğinin. 
 

     Hani hepimiz, sevdiğini düşünürken aklımıza birden gelip saatlerce çıkmayan; yüzde tebessüm, gözlerde ışıldama oluşturan mutlaka bir anısı vardır ya.
 

     Çınar dedenin en büyük yaşam sebebiymiş hala bu anıyı hatırlıyor olması:

     "Kışları, yanan şöminenin karşısında oturmak ve ayaklarını uzatıp sıcak çaylarını mutluluk içinde yudumlamak..." 

 

Çok basit geldi değil mi? :)

 

     Ama içinde, yıllarca aynı yastığa baş koyduğu hayat arkadaşı olunca, tüyler tonlarca ağırlıktaki demire dönüşürdü ya teşbihte hata yoksa.

 

Birgün Çınar dede nineyi o kadar çok düşünmüş ki özleminden karşısında yanan şömineye daha fazla odun atar olmuş.

Şömine haykırmış büyük bir çatırtıyla: “Yeter artık!” demiş...

Ama dede dayanamıyormuş bu özleme. “Unuttum, alıştım” diyormuş ya inanan kim?

Her hayâle dalışında odunlar demet demet , büklüm büklüm boyluyormuş ateşe.

 

Yine bir gün dellenmiş. Bulduğunu atmış, bulamadığını yine atmış...

Ateş büyümüş!

Büyümüş…
 

Volkan misali lavlar ağzında patlamayı beklercesine alevler beş metreyi bulmuş.

Şömine kendini tanımaz olmuş alev alev yanarken.

Taşları kızarmaya başlamış renk değiştirmiş.

(Belli ki ölmekti dedenin niyeti fakat yanarak ölmek en acısı olsa gerek.)
 

O an hayallerden gerçek dünyaya tekrar ışınlanan Çınar dede artık çok geç olduğunu anlamış her şeyin.

Yanmamak için şömineden uzağa gidiyor, fakat bu seferde kış soğuğu yüzünden üşüyor yaklaşmak zorunda kalıyormuş.

Ne ondan vazgeçebiliyormuş ne de yakınına yaklaşabiliyormuş.

Ateşin sıcaklığı rahatsız ediyor tekrar uzaklaşmak zorunda kalıyormuş. Uzaklaşınca da üşüyor yaklaşıyormuş tekrar. Bu kısır döngü, içinde bulunduğu çaresizliği anlayana kadar devam etmiş.

Ve bir süre sonra anlamış içinde bulunduğu gerçeği ve kendi kendine söylenmiş:

 

Meğer bir ateşmiş aşk,
Yaklaştığın sürece yanar,
Uzaklaştığın sürecede donarmışsın...


Bu yazı 1146 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



Yazarın Diğer Yazıları

HABER ARA ( 0 / 61481 )
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI